Ege’de maden – çevre tartışmasında büyük çelişki… Bağımsızlık için ikisi de şart!

Türkiye ve özellikle Ege Bölgesi’nde son dönemde maden ve çevre konusu sloganlar ve kutuplaşmalar üzerinden tartışılır oldu. Bu da ortaya büyük çelişkiler çıkarıyor. Bu bir savrulmadır. Biz Türkiye ve Ege olarak yer altı kaynaklarının yer üstü kaynaklarla birlikte var olabileceğini bilmemiz gerekiyor. Çevreyi korurken bizim en büyük zaafımız olan enerji ithalatının önüne geçecek tesislerimizi de yaşatmayı bilmemiz şart.

Erhan Gülenç Erhan Gülenç Yayınlanma: 13 Nis 2026 - 16:03 Güncelleme: 13 Nis 2026 - 18:58

Türkiye 2025 itibarıyla enerji arzının yaklaşık yüzde 67’sini ithalat yoluyla karşılıyor. Enerji ithalat faturası yıllık 60–100 milyar dolar aralığında seyrediyor. Durum böyleyken çevreden geçemeyeceğimiz gibi maden kaynaklarımızdan da vazgeçmeyeceğimiz net bir şekilde ortada. Ancak, Türkiye ve özellikle Ege Bölgesi’nde son dönemde maden ve çevre konusu sloganlar ve kutuplaşmalar üzerinden tartışılır oldu. Bu da ortaya büyük çelişkiler çıkarıyor. Özellikle muhalefet söylemleri de bu çelişkiyi büyütüyor.

MİLAS’TA AYRI SOMA’DA AYRI DİL

Örneğin, enerji arzının güvenliği için hayati öneme sahip Milas’taki termik santraller için kömür çıkarma çalışmalarına şiddetle karşı çıkılıyor. Diğer yandan Soma’da geçtiğimiz günlerde bir termik santral finansal sıkıntısı nedeniyle kapatılınca “Vay ilçenin can damarı kesildi. Devlet bunu çalıştırsın” diye feveran ediliyor.

Bir konuşmada Milas ve Yatağan gibi sınırlı miktardaki zeytinlik alanların madenciliğe açılması ‘katliam’ diye nitelendiriliyor, ruhsat artışları ülke genelinde çevre üzerindeki baskının göstergesi sayılıyor. Orman, kızılçam, kuş türleri, zeytin ağaçları üzerinden güçlü bir çevresel alarm dili kuruluyor. Ancak başka bir şehirde santral üretimi durduğunda aynı siyasal aktörler bu kez, ‘yüzlerce ailenin alın terinin tehdit altında olduğunu’, ‘maden kapanırsa bölgenin çökeceğini’ dile getiriliyor.

Çözüm olarak kamulaştırmayı ve üretimin sürdürülmesini savunuluyor. Maden sahalarının kapatılmasını yüksek bir ahlaki tonla savunup, santral durduğunda ‘binlerce kişi mağdur olur’ demek, üretimin stratejik değerini de çevresel riskin ciddiyetini de aynı anda sahiplenmeyen bir yaklaşımı işaret ediyor.

İKİSİ ANCAK BİRLİKTE VAR OLABİLİR

Bu bir savrulmadır. Biz Türkiye ve Ege olarak yer altı kaynaklarının yer üstü kaynaklarla birlikte var olabileceğini bilmemiz gerekiyor. Çevreyi korurken bizim en büyük zaafımız olan enerji ithalatının önüne geçecek tesislerimizi de yaşatmayı bilmemiz şart.

İran ile ABD-İsrail arasındaki savaş, ülkelerin ihtiyaçlarını kendi milli kaynaklarından sağlanmasının önemini bir kez daha ortaya koydu. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmazsak bu, ileride bağımsızlığımızın bile tehlikeye düşürecek bir zaafa dönüşebilir.

O yüzden konuya Milas’ta da Soma’da da başka yerlerde de bu çerçeveden bakmalıyız. Veriye dayalı, teknik çerçevesi net ve çevresel standardı yükselten bir politika dili olmadan bu alan sağlıklı biçimde yönetilemez. Türkiye’nin ihtiyacı gerilim değil, tutarlı ve bütünlüklü bir maden politikasıdır

Çevre de yaşasın maden de…

YORUMLAR

0

Yorum Yap

BU KATEGORİDEN DİĞER HABERLER