Semiha Güneş’ten konut çağrısı: Metrekare değil, yaşam kalitesi konuşulmalı
Semiha Güneş, "EPİG Mimarlık olarak bugüne kadar geliştirdiğimiz birçok projede bu anlayışı temel almaya çalıştık. Konutun güneşle kurduğu ilişki, rüzgâr yönü, doğal havalandırma imkânı, manzara kullanımı, ortak alanların niteliği, yeşil alanla kurduğu bağ ve kullanıcının günlük yaşamını kolaylaştıran planlama bizim için teknolojinin kendisi kadar önemlidir. Çünkü bir yapıyı akıllı yapan şey sadece dijital altyapısı değil, doğru düşünülmüş mimari kurgusudur" dedi

BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı ve EPİG Mimarlık Kurucusu Mimar Semiha Güneş, yeni nesil konut anlayışını yalnızca teknolojiyle değil, iklim krizi, deprem güvenliği, enerji verimliliği ve insan odaklı yaşam kalitesiyle birlikte ele aldıklarını söyledi.
Güneş, “Bir evin temeli ne kadar sağlamsa, mimarlık anlayışımızın temeli de güvenlik, sürdürülebilirlik ve insan yaşamına saygı üzerine kurulmalı” dedi.
Epig Mimarlık'ın yeni nesil akıllı konut üretimindeki rolü nedir?
Yeni nesil akıllı konut denildiğinde ben yalnızca uzaktan kumanda edilen perdeleri, mobil ısıtma sistemlerini ya da teknolojik donanımları anlamıyorum. Bunlar elbette günümüz konut üretiminin önemli bir parçası haline geldi. Ancak benim için asıl akıllı konut, yaşadığı çevreyi tanıyan, enerjiyi doğru kullanan, kullanıcısının yaşam alışkanlıklarına uyum sağlayan, bakım ve işletme maliyetlerini düşüren, güvenli ve uzun ömürlü yapıdır.

EPİG Mimarlık olarak bugüne kadar geliştirdiğimiz birçok projede bu anlayışı temel almaya çalıştık. Konutun güneşle kurduğu ilişki, rüzgâr yönü, doğal havalandırma imkânı, manzara kullanımı, ortak alanların niteliği, yeşil alanla kurduğu bağ ve kullanıcının günlük yaşamını kolaylaştıran planlama bizim için teknolojinin kendisi kadar önemlidir. Çünkü bir yapıyı akıllı yapan şey sadece dijital altyapısı değil, doğru düşünülmüş mimari kurgusudur.
Bugün artık konutları iklim krizinden bağımsız düşünemeyiz. Kendi enerjisinin bir bölümünü üretebilen, suyu daha verimli kullanan, ısı kaybını azaltan, doğal ışığı daha fazla içeri alan, ortak yaşam alanlarında insanları doğayla buluşturan konutlar geleceğin değil bugünün ihtiyacı. Yeşil enerjili konut anlayışı, kendi kendine yeten evler ve çevreye daha az yük bindiren yerleşimler, mimarlığın önümüzdeki dönemde en güçlü başlıklarından biri olacak. Biz de bu dönüşümün dışında değil, içinde yer almak isteyen bir mimarlık ofisiyiz.

Mimari projeler hazırlanırken neleri ön plana çıkarırsınız?
Ben her projeye önce insan yaşamı açısından bakarım. Bir yapı güzel görünebilir, güçlü bir siluet yaratabilir, bulunduğu bölgede dikkat çekebilir. Ancak içinde yaşayan insanın hayatını kolaylaştırmıyorsa, konfor üretmiyorsa, güven vermiyorsa ve çevresiyle sağlıklı ilişki kurmuyorsa o yapının eksik kaldığını düşünürüm.
Projelerimizde güneş yönü, rüzgâr, manzara, yeşil alan ihtiyacı, iç mekân kullanımı, dış cephe dili, sosyal alanlar ve günlük yaşam senaryoları bizim için birlikte değerlendirilir. Bir binanın yalnızca dışarıdan nasıl göründüğüne değil, içeriden nasıl yaşandığına da önem veririm. Kullanıcının sabah evinden çıkarken, akşam evine dönerken, balkonunda otururken, çocuğunu bahçeye indirirken, komşusuyla karşılaşırken nasıl bir mekân deneyimi yaşayacağını düşünürüm.
52544412.webp)
Bunun yanında sürdürülebilirlik artık projeye sonradan eklenen bir başlık değil, tasarımın başından itibaren ele alınması gereken temel bir yaklaşım. İklim krizi bize bunu çok açık biçimde gösterdi. Yapının toprağa, havaya, suya, enerji kaynaklarına ve bulunduğu kentin geleceğine karşı sorumluluğu var. Mimarlık yalnızca bugünün ihtiyacını karşılayan bir meslek değil, gelecek kuşaklara nasıl bir kent bırakacağımızı belirleyen bir meslek.
Elbette İzmir gibi deprem gerçeğini çok yakından bilen bir kentte yaşıyoruz. Bu nedenle bütün bu kavramların temelinde güvenlik ve sağlamlık olmalı. Bir evin temeli sağlam değilse üzerine ne kadar iyi teknoloji, ne kadar iyi cephe, ne kadar iyi peyzaj koyarsanız koyun eksik kalır. Sürdürülebilirlik de akıllı konut anlayışı da estetik de önce güvenli yapı üzerine kurulmalıdır.
Hizmet yelpazeniz nasıldır?
EPİG Mimarlık olarak uzun yıllardır Ege Bölgesi ağırlıklı olmak üzere farklı ölçekte ve farklı işlevlerde projeler üretiyoruz. Konut projeleri, karma kullanımlı yapılar, ofis binaları, eğitim ve sağlık yapıları, sanayi ve üretim tesisleri, kamuya açık yapılar ve özel nitelikli projeler hizmet alanımız içinde yer alıyor. Mimarlık ofisimizin temel yaklaşımı, her projeye aynı kalıpla değil, kendi bağlamı içinde bakmak üzerine kurulu.
Büyük ölçekli konut projelerinde kullanıcı konforu, ortak alan kalitesi ve çevreyle ilişki öne çıkarken, karma projelerde kentle bütünleşme, yaya hareketi, ticari alanların canlılığı ve sosyal donatılar daha fazla önem kazanıyor. Ofis yapılarında verimlilik, esnek kullanım, gün ışığı ve çalışma konforu belirleyici oluyor. Eğitim ve sağlık yapılarında ise insan psikolojisini, erişilebilirliği ve güven duygusunu çok daha hassas ele almak gerekiyor.
Bizim için hizmet yelpazesinin geniş olması, her işi yapmak anlamına gelmiyor. Ben her zaman az ama nitelikli iş anlayışına önem verdim. Projenin doğru kurgulanması, işverenin beklentisinin iyi anlaşılması, bulunduğu çevreye değer katması ve uzun yıllar ayakta kalacak bir mimari karakter taşıması bizim için esas.
Günümüzde konut üretimi ve arzında nelere dikkat edilmeli?
Bugün konut üretiminde en temel sorun, konutu yalnızca metrekare ve satış değeri üzerinden konuşmamız. Oysa konut, insanın hayatını kurduğu en temel mekândır. Barınma hakkı, yaşam kalitesi, güvenlik, komşuluk ilişkisi, çocukların oyun alanı, yaşlıların erişimi, enerji tüketimi, ulaşım bağlantısı ve çevreyle ilişki aynı anda düşünülmelidir.
Konut arzında öncelik, güvenli ve nitelikli yapı üretimi olmalı. İzmir özelinde bunu daha da güçlü söylüyorum. Deprem gerçeği olan bir kentte konut üretimi yalnızca yeni bina yapmakla sınırlı kalamaz. Mevcut yapı stokunu doğru analiz etmek, ada bazlı ve bütüncül dönüşüm modelleri geliştirmek, binaların birbirinden kopuk biçimde yenilenmesi yerine mahalle ölçeğinde planlama yapmak gerekir. Kentin rüzgârını kesen, yeşil alanını azaltan, altyapısını zorlayan bir yapılaşma anlayışı sürdürülebilir değildir.
Aynı zamanda konutun iklim krizine yanıt verebilmesi gerekiyor. Enerji verimli binalar, güneş enerjisinden yararlanabilen çatılar, yağmur suyunu değerlendiren sistemler, daha az ısı kaybı sağlayan cephe çözümleri, doğal havalandırma ve yeşil alanla desteklenen yaşam çevreleri artık lüks değil ihtiyaç. Kendi kendine yeten evler dediğimiz yaklaşım da burada önem kazanıyor. Bir konut ne kadar az enerji tüketiyor, ne kadar az çevresel yük oluşturuyor ve kullanıcısına ne kadar sağlıklı bir yaşam sunuyorsa o kadar değerlidir.
Konut üretirken sadece bugünün alıcısını değil, geleceğin kentini düşünmek zorundayız. Sağlamlık, sürdürülebilirlik ve insan odaklı planlama birlikte ele alınmadığında ortaya çıkan yapı sadece bina olur. Oysa bizim ihtiyacımız bina değil, yaşanabilir çevrelerdir.
Mevcut üzerinde çalıştığınız projeler hakkında bilgi verir misiniz?
EPİG Mimarlık’ın güncel proje portföyünde yine farklı ölçeklerde konut, karma yapı ve kentle ilişki kuran projeler yer alıyor. Palm Çeşme, Ege Yapı Alsancak, Ege Yapı Kordon, Velux Bay Towers, Dokuz Eylül Sitesi gibi güncel işlerimiz bu dönemin öne çıkan projeleri arasında sayılabilir. Her birinin kendi ölçeği, bulunduğu çevre ve kullanıcı profili farklı. Bu nedenle hepsine aynı mimari reçeteyle yaklaşmıyoruz.
Benim için güncel projelerde en önemli başlık, yapının bulunduğu yere nasıl değer kattığıdır. Çeşme’deki bir proje ile Alsancak’taki bir proje aynı dili konuşamaz. Biri doğayla, rüzgârla ve açık yaşamla daha doğrudan ilişki kurarken, diğeri kent merkezinin yoğunluğu, yaya hareketi, ticaret ve sosyal yaşamla birlikte düşünülmelidir. Mimarlık burada yalnızca bina çizmek değil, o binanın çevresiyle kuracağı ilişkiyi doğru okumaktır.
Yeni projelerde sürdürülebilirlik, güvenli yapı, doğal ışık, enerji verimliliği ve ortak yaşam alanlarının niteliği bizim için temel kriterler arasında. Kullanıcıların artık yalnızca güzel bir daire değil, iyi düşünülmüş bir yaşam çevresi istediğini görüyoruz. Bu talep de mimarlığı daha sorumlu, daha detaycı ve daha uzun vadeli düşünmeye zorluyor.
Geçmişte hangi projelere imza attınız?
Meslek hayatım boyunca İzmir’de ve İzmir dışında farklı ölçeklerde birçok projede yer aldım. Mahall Bomonti İzmir, Neva Yalı, Mesa Urla Kekliktepe, Livin İzmir, Narova Etapları, Megapol İzmir, Boliva, İkon, İkon Live, Bortar Yemek Fabrikası, Yaşar Üniversitesi, İzmir Ticaret Odası’nın İZQ İnovasyon Merkezi, Sanayi Odası Alsancak Hizmet Binası ve farklı sanayi, eğitim, ofis ve konut projeleri benim için önemli işler arasında yer alıyor. Her projenin bende ayrı bir karşılığı var. Çünkü her biri farklı bir dönemin, farklı bir ihtiyacın ve farklı bir mimari sorumluluğun ürünü.
Mahal Bomonti İzmir benim için özel projelerden biri. İzmir’in merkezinde, tarihi öğeleri ve mevcut yeşil dokuyu yeni yapıyla birlikte düşünmek gereken çok katmanlı bir projeydi. Böyle alanlarda mimarın sorumluluğu daha da artıyor. Çünkü sadece yeni bir yapı tasarlamıyorsunuz, kentin hafızasıyla da ilişki kuruyorsunuz.
Mesa Urla Kekliktepe de doğayla uyumlu, daha sakin, daha çevreci ve daha kullanıcı odaklı bir konut anlayışını temsil ettiği için değer verdiğim yine uluslararası ödüllü projelerden biri. Urla gibi karakteri güçlü bir bölgede proje yaparken betonlaşmadan uzak durmak, doğal dokuyu hissettirmek ve yaşam kalitesini öne çıkarmak gerekir.
Megapol İzmir projesini de çok önemserim. Bulunduğu bölgenin gelişimini tetikleyen, sosyal, kültürel fonksiyonlarıyla kullanıcılarına yeni ufuklar açan bir proje. Projede yüksek yapı yanında, İzmir apartmanlarını, meydan, cadde ve geçmiş mahalle kültürünü günümüze taşımış olmasını çok değerli buluyorum.
Son olarak Mahall Bomonti İzmir projesiyle European Property Awards’da ödüle layık görülmemiz benim için ayrıca gurur verici oldu. Bu ödülü sadece kişisel bir başarı olarak görmüyorum. EPİG Mimarlık ekibinin emeği, İzmir’den çıkan mimarlık üretiminin görünürlüğü ve kentimizin uluslararası ölçekte temsil edilmesi açısından anlamlı buluyorum. Benim için ödül, yapılan işin yalnızca tamamlandığını değil, doğru bir mimari bakışla karşılık bulduğunu gösteren bir işaret. Bu da bizi daha nitelikli, daha çevreye duyarlı ve daha insan odaklı projeler üretmek için motive ediyor.
Yorumlar
0Henüz yorum yapılmamış
Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk yorumu siz yapın.





