Sevilen Polisiye Yazarı Alper Canıgüz: Yazarken hayal gücüme sınır koymuyorum
Alper Canıgüz, geçtiğimiz günlerde yapılan İzmir Kitap Fuarı’nda edebiyat anlayışından yazma sürecine, kitap fiyatlarından yapay zekânın yazarlık üzerindeki etkisine kadar birçok konuda sorularımızı yanıtladı. Dedektif Alper Kamu'nun yaratıcısı olan 1969 doğumlu olan Canıgüz, “Gerçekçiliği gerçek zannetmek gibi bir eğilimimiz var” derken, yapay zekânın ortalama metinlerde yazarlara yaklaşabileceğini ancak yüksek yaratıcılık ve mizah konusunda hâlâ soru işaretleri bulunduğunu söylüyor

Türk polisiye edebiyatında kendine özgü mizahı, sıra dışı karakterleri ve kurduğu hikâyelerle tanınan Alper Canıgüz, geçtiğimiz günlerde yapılan İzmir Kitap Fuarı kapsamında okurlarıyla bir araya geldi. Çocukluk yıllarında başlayan hikâye merakının yazarlığa uzanan yolculuğunu anlatan Canıgüz; yazma yönteminden Alper Kamu karakterine, edebiyat eserlerinin diziye uyarlanmasından kitap fiyatlarına kadar farklı başlıklardaki sorularımızı yanıtladı. Yazarlığın ekonomik olarak sürdürülebilirliği konusunda “Büyük çoğunluk için asla” diyen Canıgüz, iyi edebiyatın iyi okurlardan çıktığını söylerken, hayal gücünün sınırlandırılmaması gerektiğini vurguladı. Alper Canıgüz, sorularımızı şöyle yanıtladı.
İzmir Kitap Fuarı sizin için nasıl geçti? Okurlarla buluşmak nasıldı?
İzmir'e gelmek benim için her zaman keyifli. Okurları görmek de öyle. Zaten çoğu, daha önce burada tanıştığım okurlar. Gayet güzel geçti.

İleride burada bir atölye yapmayı ya da kitaplarınızdan birinin hikâyesini İzmir'de geçirmeyi düşünür müsünüz?
İzmir'i çok seviyorum, her fırsatta da geliyorum. İzmir'de geçen bir hikâye yazmaya bir itirazım yok. Atölye konusunda ise şu sıralar biraz yoğunum. Kendi yaptığım Kara Yazı Atölyesi'ni, online olmasına rağmen, şu an bile yapamıyorum. Ama bir fırsat veya davet olursa seve seve yaparım.
“HİKÂYELERLE ÇOK KÜÇÜK YAŞTA HAŞIR NEŞİR OLMAYA BAŞLADIM”
Çocukken hikâyeler kurup arkadaşlarınızla paylaştığınızı, Darüşşafaka yıllarında ise bunları yazmaya başladığınızı anlatmışsınız. Bu güçlü hayal gücünüzün kaynağı sizce nedir?
Hikâyelerle çok küçük yaşta haşır neşir olmaya başladım. Rahmetli babam çok iyi bir hikâyeciydi ve bana okumayı sevdirdi. Bir de yalnız bir çocuktum. Kitap okuyorsunuz, hayal kuruyorsunuz. Hayal dünyasının dilini erken öğrendim diyebilirim. Babamın okumaya, edebiyata ve sanata merakı beni de etkiledi; ona özenerek ben de bir şeyler yapmaya başladım.

“DİSİPLİNLİ BİR YAZAR DEĞİLİM, BELLİ BİR YÖNTEMİM YOK”
Yazma süreciniz nasıl ilerliyor? Belli bir yönteminiz var mı? Konular aklınıza nasıl geliyor?
Çok karmaşık bir süreç. Bir kere disiplinli bir yazar değilim. Oturup yazmaya dair belirli bir yöntemim yok. Bir hikâyeye karar vermek önemli, çünkü belki iki-üç yılınızı ayıracağınız bir fikirden söz ediyoruz.
Kafanızda sürekli birçok fikir ve sizi düşündüren meseleler dolaşıyor. Genellikle birbirinden bağımsız görünen iki fikir bir noktada buluşuyor ve bir anda hikâyenin mayası oluşuyor. Ondan sonra olay örgüsünü baştan sona kurguluyorum.
Kurgulama sürecini otomobille yol almaya benzetebilirim. Bir yola giriyorsunuz, sonra bir ev görüyorsunuz ve "Buraya da sapayım, buradan bunu alırsam iyi olur" diyorsunuz. Yol giderek daha dolambaçlı ve çetrefilli bir hâle geliyor.

“ÜŞENGEÇ OLDUĞUM IÇIN YAZIYORUM ZATEN”
Bir röportajınızda çoğu zaman tuvalete bile gitmeye üşendiğinizi söylemişsiniz. Tuvalete gitmeye üşenen biri, kitap yazmaya nasıl üşenmiyor?
Üşengeç olduğum için yazıyorum zaten. Yoksa başka bir şey yapmam gerekecekti. (Gülüyor.) Yani yerimden kalkmayacağım hiç. Bunu çok yazar söyler; başka bir şey yapmamak için yazmaya başlayan çok yazar vardır.
Alper Kamu'nun sizin çocukluğunuz olmadığı konusunda daha önce açıklamalar yaptınız. Peki Kan ve Gül için Alper Canıgüz'ün yarı otobiyografisi diyebilir miyiz?
Hayır. Tabii ki yaşadığım ve ilgilendiğim şeylerden bazıları hikâyeye giriyor. Bu, bütün kitaplarım için geçerli. Her yazarın eserlerinde otobiyografik ögeler bulunabilir. Ama birebir böyle okunmasını istemedim.
Alper Kamu'nun adının Alper olması da başta düşündüğüm bir şey değildi. Hatta başka bir isim vardı. Murat Menteş'e söylediğimde, "Sen çıldırdın mı? Böyle bir ismi kullanmazsan yazık olur," dedi. Ben de kullandım. İyi de olmuş belli ki.
“SEKİZ BÖLÜMLÜK SENARYO HALA BİLGİSAYARIMDA DURUYOR”
Kitaplarınız için sonradan "Keşke bunu böyle yazmasaydım" dediğiniz oldu mu?
Gizli Ajans'ın sonunu farklı yazardım. Özellikle son üçte birlik bölümünü ve kurgusunu biraz daha farklı ele alırdım. Nasıl yapacağımı biliyorum ama şimdi söylemeyeyim; uzun bir hikâye.
Bu romanı daha sonra Zeynep Karakaşoğlu ile birlikte diziye uyarladık. Sekiz bölümlük senaryo hâlâ bilgisayarımda duruyor. Bir gün biri ilgilenirse...
Sizce Türkiye'de edebiyat eserlerinin diziye uyarlanmasında temel sorun nedir?
Türkiye'de çok büyük bir dizi ekonomisi var. Ancak sektörün belirli alışkanlıkları ve kuralları bulunuyor. Yapımcılar genellikle bildikleri ve ticari olarak güvendikleri şeylere yöneliyor.
Bazen özgün bir romanı alıp onu bildikleri televizyon dizisi formuna dönüştürüyorlar. Sonuçta ortaya çıkan iş ne romanın ruhuna ne de yeni formun dinamiklerine tam olarak uyuyor.
Böylece de "İnsanlar zekice işleri sevmiyor" gibi bir sonuç çıkarılıyor. Oysa belki de sorun, işin aslına uygun şekilde yapılmamış olmasıdır.
Kitap fiyatlarının yükselmesi ve insanların kitap almakta zorlanması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Her şeyin fiyatı çok yüksek ve bu durum kitaplara da yansıyor. Ben endüstri adına konuşamam ama yayınevlerinin ve kitapçıların zor durumda olduğunu biliyorum.
Yurt dışıyla karşılaştırıldığında Türkiye'deki kitap fiyatları hâlâ daha düşük olabilir ama önemli olan insanların alım gücü. Gelir düzeylerini hesaba kattığınızda kitapların insanlar üzerindeki ekonomik yükü çok daha farklı.
“YALNIZCA KİTAP YAZARAK GEÇİNMEK ÇOK ZOR”
Yazarlık Türkiye'de ekonomik olarak sürdürülebilir bir meslek mi?
Büyük çoğunluk için asla. Çok satan belki birkaç yazarı bir kenara bırakırsanız, yalnızca kitap yazarak geçinmek çok zor.
Yeni yazar adayları sizden tavsiye istiyor mu? Onlara ne söylersiniz?
Arada soran arkadaşlar oluyor. Ben de dilim döndüğünce, aklım erdiğince bir şeyler söylüyorum. Ama yazarlık çok kişisel bir şey. Her yazarın kendi yöntemi ve gelişim süreci var. Bu yüzden reçete vermek zor.
Benim gördüğüm şu: İyi yazar olduğunu düşündüğüm herkesin iyi bir okur olduğunu da biliyorum. Çünkü okuduklarınız sizi zenginleştiriyor. Bir sanatın nerelere geldiğini, neler yapılabileceğini ve sınırlarını gördükçe siz de bunları referans alarak düşünmeye başlıyorsunuz.
İyi edebiyatın iyi okurlardan çıktığına inanıyorum.
“GERÇEKÇİLİĞİ GERÇEK ZANNETMEK GİBİ BİR EĞİLİMİMİZ VAR”
Türk edebiyatında hayal gücünün yeterince yer bulduğunu düşünüyor musunuz?
Gerçekçiliği gerçek zannetmek gibi bir eğilimimiz var. Oysa gerçekçilik sadece bir akımdır. Bir şeyin gerçekçi yazılması, onu daha gerçek veya daha değerli yapmaz.
Ben hayal gücü konusunda yabancı yazarlardan daha çok beslendim. Bizde hayal gücü bazen pek hoş karşılanan bir şey değil. "Sanat ne işe yarar?" sorusuna bile tam olarak cevap veremiyoruz; sanki mutlaka bir ders veya mesaj vermesi gerekiyor.
Oysa gerçekçilik de yalnızca bir yöntem. Hayal gücünün sınırlandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.
“YAPAY ZEKÂ MİZAHI HALA TAM OLARAK KAVRAYAMADI”
Yapay zekânın içerik üretimini kolaylaştırdığı bir dönemde bir yazarın emeğinin ekonomik değeri sizce nasıl değişecek?
Yapay zekânın nereye gideceği konusunda çok öngörülebilir olduğunu düşünmüyorum. Benim şu anki tahminim, ortalamanın yükseleceği ama en üst düzey işlerin düşebileceği yönünde.
Ortalama bir metni yapay zekâ muhtemelen ortalama bir yazardan daha iyi üretecek. Ama yaratıcılığı çok yüksek işleri hâlâ tam olarak kavrayamayacak gibi görünüyor. Özellikle mizah konusunda temkinliyim. Mizah çoğu zaman bağlamı kaydırmak ve bir kırılma yaratmak üzerine. Karakterlerde de benzer bir durum var. Bir karakteri inandırıcı yapan şey bazen onun en akıl dışı, en sıra dışı tarafıdır. Yapay zekânın bunu ne kadar yakalayabileceğini bilmiyorum.
Yorumlar
0Henüz yorum yapılmamış
Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk yorumu siz yapın.






