The Odyssey: Truva Atı'ndan atom bombasına, insanlığın ahlaki değerleri üzerine bir sorgulama
Christopher Nolan'ın The Odyssey'i yalnızca Homeros'un destanını yeniden anlatmıyor; Truva Atı'nın gölgesinden atom bombasına uzanan bir ahlaki sorgulamayla savaşın, zekanın ve zafer uğruna ödenen bedelin binlerce yıllık hikayesini bugünün vicdanıyla yeniden düşündürüyor

Sör Christopher Nolan’ın son filmi olan The Odyssey 2 saat 55 dakikalık süresiyle bazı seyirciler için kağıt üzerinde uzun olabilecek bir filmken, film başlar başlamaz dakikaların ve sürenin bir öneminin kalmadığı Odysseus’la birlikte eve dönüş yolunda kaybolduğumuz görsel-işitsel bir deneyim haline geliyor.
İnsanlığın en bilinen iki destanı olan İlyada ve Odysseia daha önce birçok kez sinemaya uyarlandı. Ancak Christopher Nolan'ın The Odyssey’i, ölçeği, görkemi ve sinema diliyle bunların arasında özel bir yerde duruyor. Ansambl oyuncu kadrosu da filmin epik atmosferini kusursuz şekilde tamamlıyor.
Filmin teknik başarısı neredeyse tartışmasız olsa da, hikaye anlatımı vizyona girmeden önce yoğun eleştirilerin odağındaydı. Nolan, kaynak metne sadık kalmamak ve "woke" kültürüne teslim olmakla ‘suçlandı’. Hatta film için boykot çağrıları yapıldı. Buna rağmen filmin, vizyona girdikten sonra elde ettiği 390 milyon dolarlık gişe hasılatının, 250 milyon dolarlık yapım bütçesini ilk ayında karşılaması bu tartışmaların ticari karşılığının olmadığını gösteriyor.
ZEUS YASASI’NA ÖLÜMCÜL DARBE
Film boyunca "Zeus'un Yasası", anlatının ahlaki omurgası olarak tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Bu yasaya göre bir ev sahibi, bir yabancıyı sorgulamadan önce ona yiyecek, barınak ve güvenlik sağlamakla yükümlüdür. Konuk ise ev sahibinin cömertliğini suistimal etmemeli ve bu iyiliğin karşılığını vermelidir. Bu, yalnızca bireysel bir erdem değil; toplumların birbirine güvenerek ayakta kalmasını sağlayan kültürel bir sözleşmedir.
Odysseus'un fikir babası olduğu Truva Atı ise bu sözleşmenin tarihteki en büyük ihlalidir. Bir armağan gibi sunulan bu tahta at, aslında içinde ölümü saklayan bir silahtır. Nolan, bu ihanetin yalnızca Truva'nın yıkımına değil, aynı zamanda yabancıya, armağana ve misafirperverliğe duyulan güvenin de sarsılmasına yol açtığını son derece etkileyici bir şekilde yansıtıyor.
TRUVA ATI VE ATOM BOMBASI
Filmi izlerken beni en çok sarsan şey ise tam da bu oldu. Truva Atı'nın yıkımı aklıma atom bombasını getirdi. Bunun nedeni yalnızca iki savaş aracının tarihin akışını değiştirmiş olması değildi. Bir önceki filmi olan Oppenheimer ile insanlık tarihinin en yıkıcı silahının doğuşunu anlatan Christopher Nolan'ın şimdi de tarihin en meşhur savaş hilesini anlatıyor olması, zihnimde istemsizce bu iki hikayeyi birbirine bağladı. Aralarında binlerce yıl olmasına rağmen ikisi de insan zekasının ürünüydü, ikisi de savaşın kaderini değiştirdi ve ikisi de zafer uğruna ahlaki sınırların nasıl aşılabildiğini gösterdi.
İşte bu bağlantı beni parçaladı.
BİNLERCE YILDIR İNSANLIĞIN DEĞİŞMEYEN DOĞASI
Odysseus'un katarsisini izlerken duygulandım, gözlerim doldu. Çünkü artık yalnızca eve dönmeye çalışan bir kahramanı değil, kendi dehasının sonuçlarıyla yüzleşen bir insanı izliyordum. Bir zamanlar dahiyane bir strateji olarak övülen Truva Atı'nın, zihnimde atom bombasıyla aynı ahlaki çizgide buluşması içimde insanlık adına tarifsiz bir utanç duygusu yarattı. İnsanlık, tarih boyunca zekasını çoğu zaman daha iyi yaşamak için değil, daha etkili yok etmek için kullanmıştı.
Belki de bu yüzden Christopher Nolan’ın The Odyssey’i benim için yalnızca Homeros'un destanının görkemli bir uyarlaması değil. Aynı zamanda savaşın, ilerlemenin ve insan doğasının ahlaki bedelini sorgulayan güçlü bir eser. Film bittiğinde aklımda Odysseus'un eve dönüşü değil, Truva Atı ile atom bombası arasında kurulabilen bu ürpertici bağ kaldı. Bir "hile"nin, binlerce yıl sonra bile insanlığın en karanlık icatlarında yankısını buluyor olması beni derinden sarstı. The Odyssey, yalnızca geçmişi anlatan bir film değil; bugünü ve insanlığın değişmeyen doğasını anlatan bir film.
Film bittiğinde Truva çoktan yıkılmış, Odysseus evine dönmüştü. Ama benim zihnimde hala tek bir soru dolaşıyordu: İnsanlık, zafer uğruna daha neleri meşrulaştırabilir?
Yorumlar
0Henüz yorum yapılmamış
Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk yorumu siz yapın.








