A’dan Z’ye Hürmüz Krizi: Türkiye ekonomisini sert vuracak

TEPAV, Orta Doğu'da savaşın kritik aşaması olan Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının Türkiye ekonomisinde yaratacağı artçı krizleri değerlendirdi. Analize göre enerji krizi, imalat sanayi ve taşımacılığa yayılacak; sanayi üretiminden tarıma kadar Türkiye'nin bir çok sektörünü doğrudan etkileyecek

Tek Referans Tek Referans Yayınlanma: 16 Mar 2026 - 11:19 Güncelleme: 16 Mar 2026 - 15:08

İran ile ABD ve İsrail arasında 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan kriz, küresel enerji piyasalarında yeni bir belirsizlik dalgası yarattı.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Enerji ve İklim Değişikliği Çalışmaları Merkezi Direktörü Dr. Mühdan Sağlam ile araştırmacı Günbey Korkmaz “Hürmüz Krizi: Petrokimya, Gübre ve Sanayi Girdilerinde Küresel Tedarik Riski ve Türkiye’ye Etkisi” başlıklı analizi yayınladı.

Rapora göre ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ile başlayan savaş yalnızca petrol fiyatlarını değil; sanayi girdilerinden gübre piyasasına, lojistik maliyetlerinden enerji faturalarına kadar geniş bir alanı etkileyecek zincirleme riskler barındırıyor.

STRATEJİK PETROL REZERVİ KALICI ÇÖZÜM DEĞİL

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen geçişe kapatması ve tankerlerin hedef alınması, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından birinde ciddi bir tedarik riski yaratmış durumda. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si, LNG ticaretinin ise yaklaşık beşte biri bu dar suyolundan geçiyor. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanan herhangi bir kesinti yalnızca enerji piyasalarını değil, petrokimya, gübre ve sanayi üretim zincirlerini de doğrudan etkileyebilecek bir şok niteliği taşıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı piyasadaki arz şokunu hafifletmek amacıyla stratejik petrol rezervlerini devreye alma kararı aldı. Ajans üyesi ülkelerin toplamda yaklaşık 400 milyon varil petrolü piyasaya salması planlanıyor. Ancak değerlendirme notuna göre bu adım kalıcı bir çözümden çok kısa vadeli bir tampon işlevi görüyor.

ALÜMİNYUM, PETROKİMYA İTHALATI TEHLİKEDE

Değerlendirme notuna göre, Hürmüz krizi Türkiye açısından yalnızca bir enerji fiyatı meselesi değil. Kriz, sanayi üretimi, tarım, lojistik ve enerji maliyetleri üzerinden eş zamanlı bir baskı yaratabilecek çok katmanlı bir risk alanı oluşturuyor. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaret yapısına bakıldığında özellikle alüminyum ve petrokimya ham maddeleri öne çıkıyor. Türkiye, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman başta olmak üzere Körfez üreticilerinden yılda yaklaşık 700 milyon ile 1 milyar dolar arasında alüminyum ve alüminyum ürünleri ithal ediyor. Plastik ve petrokimya hammaddelerinde ise bu ülkelerden yapılan ithalat yaklaşık 2 milyar dolar seviyesine ulaşıyor. Bu ürünlerin önemli bir bölümü Basra Körfezi limanlarından deniz yoluyla sevk edilerek Hürmüz Boğazı üzerinden Türkiye’ye ulaşıyor. Bu nedenle boğazda yaşanabilecek bir tıkanıklık, sanayi üretiminin temel girdileri açısından ciddi bir lojistik kırılganlık yaratıyor.

TEKSTİL VE PLASTİK SANAYİ İÇİN EK RİSK

Krizden etkilenebilecek bir diğer kritik girdi ise monoetilen glikol (MEG). Polyester lif ve PET üretiminin temel hammaddesi olan bu ürün, Türkiye’nin güçlü olduğu tekstil, hazır giyim ve ambalaj sanayileri için hayati öneme sahip. Türkiye’nin yıllık MEG ithalatı yaklaşık 700 ila 900 milyon dolar seviyesinde bulunurken bu ticaretin yaklaşık yüzde 35-40’ı Körfez üreticilerinden sağlanıyor. Hürmüz’de yaşanabilecek bir lojistik aksama, bu hammaddenin maliyetini artırarak polyester üretiminde maliyet baskısı yaratabilir. Bu durum Türkiye’nin 30 milyar doların üzerindeki tekstil ve hazır giyim ihracatı açısından rekabet baskısını artırabilecek bir risk oluşturuyor.

GÜBRE FİYATLARI GIDA ENFLASYONUNU TETİKLEYEBİLİR

Hürmüz Krizi’nin Türkiye açısından bir diğer etkisi ise tarım sektöründe ortaya çıkabilir. Türkiye’de yıllık kimyevi gübre tüketimi yaklaşık 6-7 milyon ton seviyesinde bulunuyor ve bu talebin önemli bir bölümü ithalat yoluyla karşılanıyor. Körfez ülkelerinin Türkiye’nin azotlu gübre ithalatındaki payı yüzde 15 ile 25 arasında değişiyor. Bu nedenle Hürmüz’de yaşanan tıkanıklık, gübre tedarik zinciri üzerinde lojistik baskı yaratıyor. Enerji fiyatlarının yükselmesiyle birlikte gübre maliyetlerinin artması, buğday, mısır ve ayçiçeği gibi stratejik ürünlerin üretim maliyetlerini yukarı çekebilir. Uzmanlara göre bu maliyet artışlarının zaman içinde gıda fiyatlarına yansıması olası.

NAVLUN VE SİGORTA MALİYETLERİ YÜKSELİYOR

Krizin bir diğer etkisi ise küresel deniz taşımacılığında görülüyor. Hürmüz Boğazı’nın yüksek riskli bölge ilan edilmesiyle birlikte tanker taşımacılığında savaş riski sigorta primleri hızla yükseldi. LNG tankerlerinin günlük spot navlun ücretlerinin kısa sürede yaklaşık yüzde 600 artarak 300 bin dolar seviyesine çıktığı belirtiliyor. Navlun piyasalarındaki bu dalgalanma Türkiye’nin dış ticaret maliyetlerini de artırıyor. Artan navlun maliyetleri ve uzayan sevkiyat süreleri özellikle tekstil, otomotiv yan sanayisi, makine ve beyaz eşya gibi sektörlerde teslimat planlamasını zorlaştırabilir.

ENERJİ FATURASI BÜYÜYECEK

Türkiye açısından krizin en önemli makroekonomik etkisi enerji fiyatları üzerinden ortaya çıkıyor. Türkiye’nin yıllık enerji ithalat faturası yaklaşık 60-65 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artışın cari açık üzerinde yaklaşık 4,5-5 milyar dolar ek yük oluşturabileceği hesaplanıyor. Petrol fiyatlarının 90-100 dolar bandına yerleşmesi ise hem bütçe dengeleri hem de enflasyon üzerinde ilave baskı yaratma potansiyeline sahip.

YORUMLAR

0

Yorum Yap

BU KATEGORİDEN DİĞER HABERLER