"Lumina: Renk ve Işık Sanatı" Centre Pompidou'dan 83 eser ile İzmir'de açıldı
Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasındaki beş yıllık iş birliğinin ilk kapsamlı sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde kapılarını açtı. Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen 83 eseri bir araya getiren sergi; Georges Braque, Vassily Kandinsky, Gerhard Richter, Joan Mitchell, Bridget Riley ve Victor Vasarely gibi modern ve çağdaş sanatın öncü isimleri üzerinden renk ve ışığın sanattaki dönüşümünün izini sürüyor. Anna Hiddleston ve Noémie Fillon küratörlüğünde hazırlanan sergi, 14 Şubat 2027’ye kadar ziyaret edilebilecek

Arkas Sanat ve Centre Pompidou arasındaki iş birliğinde İzmir'de yeni bir dönemi başlatan “Lumina: The Art of Color and Light / Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, sanatçıların renk ve ışıkla kurdukları ilişkinin 20. yüzyılın başlarından 1970'lere kadar nasıl evrildiğini inceliyor. Fovizmden, elektrik çağının yarattığı yeni görsel dünyaya; sinestezi ve fotoğraf araştırmalarından Color Field ve Op Art'a uzanan sergi, rengin görünür dünyayı temsil etme işlevinden giderek özgürleşerek bağımsız bir algısal deneyime dönüşmesini izliyor. Pigmentten ışığa ve tuvalden mekâna uzanan bu yolculuğu takip eden sergi, sanatçıların görme eyleminin kendisini eserlerinin konusu hâline nasıl giderek daha fazla getirdiklerini ele alıyor.

Sergi Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında 2026-2031 yıllarını kapsayan uzun soluklu iş birliğinin ilk kapsamlı adımını oluşturuyor. İş birliği kapsamında Lucien Arkas Sanat Merkezi, beş yıl boyunca Centre Pompidou koleksiyonundan hazırlanan sergilere ev sahipliği yapacak. Beş tematik sezon etrafında kurgulanan program, her yıl iki sergi olmak üzere toplam 10 sergiyi İzmir’deki sanatseverlerle buluşturacak.

“BU İZMİR’İN DEĞİL TÜRKİYE’NİN SERGİSİ”
Serginin açılışı öncesinde 25 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, iş birliğinin İzmir ve Arkas Sanat açısından taşıdığı öneme ilişkin şunları söyledi:
“Nisan ayında yedinci sanat durağımız olan Lucien Arkas Sanat Merkezi’ni açtık. Bu merkezimiz, beş yıl boyunca Arkas Sanat & Centre Pompidou iş birliği kapsamında her yıl iki sergi olacak şekilde toplamda 10 sergiye ev sahipliği yapacak. Hep klasikçi olduğumuz söylenir, ancak bu kez bir değişiklik yaparak çağdaş sanatın en iyi seçkilerinden birini getirmeyi başardık. Bunu Centre Pompidou Başkanı Sayın Laurent Le Bon’a boçluyuz. Dünyanın en önemli modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarından biri olan Centre Pompidou’nun böylesine güçlü bir seçkisinin İzmir’de olması çok değerli. Sanat bir şehrin tapusu olamaz, sanat herkesin. Bu sergi de İzmir’in değil Türkiye’nin sergisi. Sergiyi gezecek olan insanların çağdaş sanatla buluşmasına vesile olabildiğimiz, onlarda bu merakı uyandırabildiğimiz için çok mutluyuz.”

Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon ise Arkas Sanat ile yürütülen uzun soluklu ortaklığı değerlendirerek şunları söyledi: “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, ilk sergi sezonumuzun açılışını yaparak bu iddialı ve sıra dışı ortaklığın tonunu belirliyor. Lumina sergisinin İzmir’de olması çok önemli; çünkü İzmir ışıktır, İzmir renktir. Centre Pompidou’nun en güzel yıldızı da burada, İzmir’de. Bu başyapıtları hem Türkiye’den hem de dünyanın dört bir yanından izleyicilerle buluşturmaktan büyük mutluluk duyuyor; Arkas Sanat ve Centre Pompidou ekipleri arasındaki verimli iş birliği için içtenlikle teşekkür ediyoruz.”
Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, Fransa ve Türkiye arasındaki kültür iş birliğine vurgu yaparak; “Muhteşem bir serginin açılışı için burada bulunduğumuz. bugün Fransa ve Türkiye arasındaki kültür iş birlği ve dostluk için çok önemli bir gün. Centre Pompidou’nun koleksiyonlarının İzmir’de sergilenecek olmasından mutluluk duyuyorum. Güzel İzmir, bu sayıda esere ev sahipliği yapmak için doğru bir yer. İzmir’de önümüzdeki beş yıl boyunca sürecek olan bu Fransız kültürü sezonunu tek bir adama borçluyuz. Sanatı, Türkiye’yi ve Fransa’yı derinden seven, vizyoner, tutkulu ve azimli bir adama. Fransız -Türk dostluğuna kattıkları için sevgili Lucien Arkas’a teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

RENK VE IŞIĞIN MODERN SANATTAKİ DÖNÜŞÜMÜ
Anna Hiddleston ve Noémie Fillon küratörlüğünde hazırlanan “Lumina: The Art of Color and Light”, yedi tematik bölüm aracılığıyla izleyicileri, görmenin hiçbir zaman pasif bir eylem olmadığını; aksine ışık, renk ve göz arasındaki sürekli değişen etkileşim tarafından şekillendirildiğini düşünmeye davet ediyor.
Sergi, Fovizmin Akdeniz ışığının altın tonlarını canlı ve yenilikçi renk kullanımıyla yakalama çabalarıyla başlıyor. Gölgeler maviye, kırmızıya ve yeşile dönüşürken, ışık doğrudan renkler arasındaki karşıtlıktan doğuyor. Georges Braque, André Derain ve Maurice de Vlaminck’in başyapıtları, Albert Marquet’nin deniz temalı eserlerindeki daha yumuşak tonlarla karşı karşıya geliyor.
17. yüzyıldan itibaren renk kuramları, iki etkili yaklaşım arasında şekillenmiştir: Isaac Newton’un beyaz ışığın ölçülebilir bir tayf içerdiğini ortaya koyan görüşü ile Johann Wolfgang von Goethe’nin rengin, duygusal ve psikolojik çağrışımlarla yüklü bir biçimde insan algısı aracılığıyla ortaya çıktığını savunan yaklaşımı. Bu iki anlayış arasındaki gerilim içinde sanatçılar, ışığı temsil etmekten giderek uzaklaşarak onun etkileriyle doğrudan ilişki kurmaya yönelmiştir.

ELEKTRİK IŞIĞI SANATI DA DEĞİŞTİRDİ
20. yüzyılın başında elektrikli aydınlatmanın ortaya çıkışı, hem kent yaşamını hem de sanatsal üretimi derinden dönüştürdü. Natalia Goncharova’nın 1913 tarihli La Lampe électrique adlı eseri, yapay ışığın yarattığı keskin ve parçalı görsel dünyayı resme taşırken; Luigi Russolo’nun Automobile in corsa adlı yapıtı hız, makine ve modern kentin ritmini renk ve hareket üzerinden yansıtıyor. Fernand Léger, František Kupka ve Vassily Kandinsky ise renk ve müzik arasındaki yeni bağların izini sürüyor.
Bu dönemde birçok sanatçının görme ve işitme arasındaki sınırları sorgulaması da serginin önemli eksenlerinden birini oluşturuyor. Sinestezi araştırmalarıyla renk ve müzik birbirine yaklaşırken sanat, yalnızca gözle algılanan bir deneyimin ötesine geçiyor. Siyah ve beyaza ayrılan bölümde ise ışığın yokluğu ile bütünüyle varlığı arasındaki karşıtlık, fotoğraf ve film için güçlü bir deney alanı yaratıyor. Berenice Abbott’ın Interference Pattern ve Water Waves Change Direction adlı bilimsel fotoğrafları, dalga, titreşim ve hareket gibi fiziksel olguları soyut bir görsel dile dönüştürüyor.
DOĞANIN IŞIĞINDAN RENGİN BAĞIMSIZLIĞINA
Diğer sanatçılar ise bu hızlı teknolojik dönüşümlere, doğal dünyaya yeniden yönelen bir ilgiyle karşılık verdi. Doğal ışığın geçiciliği, değişen gökyüzü manzaraları ve ışıkla aydınlanan görünümler, doğrudan Monet’den ilham alan Joan Mitchell’ın La Grande Vallée adlı eseri gibi çalışmaların odak noktasını oluşturur. Bu anıtsal tablo, Etel Adnan ve Shirley Jaffe’nin parlak ve geometrik peyzajlarıyla karşıtlık oluşturan güçlü fırça darbeleri içinde titreşen ışık ve enerji dalgalarıyla hayat bulur.
20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Color Field (Renk Alanı) resmi, rengin sanat içindeki konumunda köklü bir dönüşüme işaret etti. Soyut Dışavurumculuğun jestsel yoğunluğundan uzaklaşan sanatçılar, kısmen akrilik boyanın yaygınlaşmasının sağladığı olanaklarla, düz yüzeylere, açıklığa ve doygun renklerden oluşan geniş alanlara yöneldiler. Algının araştırılmasına dayanan Op Art (Optik Sanat) ise görmeyi etkin ve değişken bir deneyime dönüştürür. Hareket yanılsaması yaratan optik etkiler aracılığıyla izleyiciyi doğrudan sürece dahil eder; anlatıya dayanmak yerine gözü harekete geçirir. Serginin öne çıkan eserleri arasında, Gerhard Richter’in 1973 tarihli 1024 Farben (350-3) adlı, 254 × 478 santimetre ölçülerindeki eseri yer alıyor. Bu kompozisyon, insan gözünün ayırt edebildiği tüm renk tonlarını göstermek amacıyla, kesin bir matematiksel sistem ile rastlantısallığın birleşimi doğrultusunda düzenlenmiş yüzlerce renk birimini bir araya getiriyor.
Sergi Georges Braque, Maurice de Vlaminck, Natalia Goncharova, Luigi Russolo, Fernand Léger, František Kupka, Vassily Kandinsky, Stanton Macdonald-Wright, Berenice Abbott, Joan Mitchell, Etel Adnan, Shirley Jaffe, Gerhard Richter, Richard-Paul Lohse, Kenneth Noland, Bridget Riley, Agam, Jesús Rafael Soto ve Victor Vasarely gibi modern ve çağdaş sanatın farklı kuşaklarından sanatçıların eserlerini içeriyor.
Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası, serginin Lucien Arkas Sanat Merkezi programındaki yerine ilişkin şunları söyledi:
“Bu sergi, Centre Pompidou ile yaptığımız uzun soluklu iş birliğinin ilk sergisi. Aslında Lucien Arkas Sanat Merkezi, nisan ayında ziyaretçilere kapılarını açtı. Işık ve renk sezonunun öncüsü olarak Sonia & Robert Delaunay’ın yine Centre Pompidou koleksiyonundan iki eserini misafir etmiştik. Şimdi de 83 yapıtın bir araya getirildiği çok önemli bir sergiyle buluşuyoruz. İlk sezonumuz Renk ve Işık, İzmir’i çok iyi anlatan bir tema. Arzumuz, bu kıymetli serginin her yaştan tüm ziyaretçilere ulaşması.”
Arkas Sanat Uluslararası Sergiler Danışmanı Jean Luc Maeso ise serginin sanatsal yaklaşımını değerlendirerek şunları söyledi:
“Centre Pompidou ile yürüttüğümüz bu beş yıllık iş birliği, farklı temalar etrafında kurgulanan bir dizi sergi aracılığıyla, dünyanın en önemli ve tanınmış modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarından biri olan Centre Pompidou’nun olağanüstü koleksiyonundan seçilen önemli eserleri keşfetmek için benzersiz bir fırsat sunuyor. Lumina: Renk ve Işık Sanatı, bu iş birliğinin neler sunabileceğini kusursuz biçimde ortaya koyuyor. Sergi, yeni mekânı Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak tasarlandı ve titiz bir küratöryel çalışmayla hazırlandı. Böylece eserlerle mekânın kendisi arasında benzersiz bir diyalog kuruldu.”
Musée national d'art moderne, Centre Pompidou’da Uluslararası Projeler Küratörü Anna Hiddleston şunları söyledi:
“Lumina: Renk ve Işık Sanatı ile onu izleyecek sergiler, İzmir’deki Lucien Arkas Sanat Merkezi için özel olarak tasarlandı. Bu iş birliği, Centre Pompidou koleksiyonunu yeniden yorumlamamıza olanak tanımakla kalmıyor; aynı zamanda eserleri beklenmedik ve özgün diyaloglar içinde bir araya getirerek yeni temalar etrafında sergiler geliştirmemize de imkân veriyor. Bu karşılaşmalar, eserlere bakışımızı dönüştürebilir, yeni perspektiflerin önünü açabilir ve koleksiyon ile koleksiyonda temsil edilen sanatçılar üzerine yürüttüğümüz araştırmaları sürekli yenilememize olanak tanıyabilir. Bu yaklaşımın temelinde modern ve çağdaş sanat arasındaki diyalog yer alıyor. Jasmin Özçebi’nin Lumina için tasarladığı sergi düzeni de aynı ölçüde önemli bir rol üstleniyor. Renklerin incelikli etkileşimi ile siyah ve beyaz duvarların dönüşümlü kullanımı, eserleri öne çıkarırken onların görülme ve deneyimlenme biçimini de dönüştürüyor. Böylece sergi, koleksiyonu yalnızca sergilemekle kalmıyor; koleksiyonla etkileşim kurmanın yeni bir yolunu da sunuyor.”
BEŞ YILLIK İŞ BİRLİĞİNİN İLK KAPSAMLI SERGİSİ
Lumina: Renk ve Işık Sanatı, kendi başına kapsamlı bir sergi olmasının yanı sıra Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında kurulan beş yıllık iş birliğinin de başlangıç noktasını oluşturuyor. Program kapsamında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde beş tematik sezon gerçekleşecek ve her sezon Centre Pompidou koleksiyonundan iki sergi izleyiciyle buluşacak. Toplam 10 sergiden oluşan program, eserlerin İzmir’e taşınmasının ötesinde iki kurum arasında kültürel açıklık, bilgi paylaşımı ve uzun vadeli iş birliğine dayanan bir yapı kuruyor.
Bu ortaklığın ilk işareti Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin Nisan 2026’daki açılışında verilmişti. Merkez, Centre Pompidou koleksiyonundan iki eserle hazırlanan “Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” seçkisini ağırladı. Robert ve Sonia Delaunay’nin renk, ışık, hareket ve ritim üzerine geliştirdiği yaklaşımı ortaya koyan iki eser, Eylül ayında başlayacak geniş kapsamlı programın ön gösterimini oluşturdu.
RENK VE IŞIK TEMASINA ODAKLANAN İLK SEZON 2027’YE UZANIYOR
Arkas Sanat ve Centre Pompidou iş birliğinin renk ve ışık temasına odaklanan ilk sezonu 2026 - 2027 dönemini kapsıyor.
Sezon; görsel sanatların yanı sıra film, müzik ve performansta renk ve ışığın algısal ve duygusal gücünü araştıran çok disiplinli bir program sunuyor. Sergilere konferanslar ve sanat atölyeleri de eşlik ediyor.
Sezonun ikinci sergisi, “Through Color” da Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek. Nisan 2026’da merkezin açılışında izleyiciyle buluşan “Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı” seçkisinin küratörlüğünü üstlenen Anna Hiddleston, Noémie Fillon ile birlikte “Lumina: Renk ve Işık Sanatı” ve “Through Color” sergilerinin de küratörü. Centre Pompidou ile Arkas Sanat arasındaki beş yıllık iş birliği kapsamında Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek 10 sergiye İş Sanat, Sergi sponsoru olarak destek veriyor. “Lumina: Renk ve Işık Sanatı” sergisi de Turkish Cargo’nun Resmî Taşıma Sponsorluğu ile hayata geçiyor.
ARKAS SANAT ROTASININ YEDİNCİ DURAĞI
Nisan 2026’da İzmir Bayraklı’da açılan Lucien Arkas Sanat Merkezi, Arkas Sanat’ın İzmir geneline yayılan sanat rotasının yedinci durağı. Mistral İzmir’de bulunan 2.500 metrekarelik merkez, 1.110 metrekarelik sergi alanı ile birlikte konferans salonu, fuaye ve atölye alanlarını bir araya getiriyor; uluslararası sergilerden öğrenme programlarına, gösterimlerden kültürel buluşmalara uzanan çok yönlü bir kültür ve sanat programına ev sahipliği yapıyor.
CENTRE POMPİDOU HAKKINDA
1977’den bu yana Centre Pompidou, yaşayan ve topluma bağlı bir kültür mekânı olarak, topluma derinlemesine kök salmış ve dünyaya açık çok disiplinli bir merkez olmuştur.
2025 yılında, yenileme çalışmaları süresince ve yeniden açılışına kadar aktif ve dinamik kalmasını sağlayan gerçek bir dönüşüm sürecine girmiştir. Constellation programı aracılığıyla Centre Pompidou’nun ruhu, Centre Pompidou-Metz, Grand Palais ve yakında Massy’de açılacak Centre Pompidou Francilien’in de aralarında bulunduğu Fransa’daki ve yurt dışındaki çok sayıda iş ortağı mekânda hayat bulmaktadır.
Son on beş yıldır Centre Pompidou, gezici sergiler, seçkin eser ödünçleri ve uzun soluklu iş birlikleri aracılığıyla uluslararası varlığını güçlendirmiştir. Bu yaklaşım, koleksiyonlarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı, uzmanlığını paylaşmayı ve sanatsal sahneler arasında diyaloglar kurmayı amaçlarken, aynı zamanda Fransız kültürel diplomasisine de katkıda bulunmaktadır. Dünyanın farklı noktalarında açılan Centre Pompidou oluşumları, bu stratejinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. 2015’te Malaga ve 2019’da Şanghay’ın ardından, Mayıs 2026’da Seul’de ve gelecek Kasım ayında Brüksel’de açılacak yeni merkezler, kurumun tarihinde önemli bir dönüm noktasını işaret etmektedir. Centre Pompidou, AlUla’daki iş birliğinin de gösterdiği üzere, gelecekteki bir çağdaş sanat müzesinin oluşturulmasına eşlik ederken, kendine özgü ve zaman içinde gelişen iş birliklerini tercih etmekte; böylece sanatın ve müzecilik uygulamalarının küresel dolaşımında kilit bir aktör olarak rolünü pekiştirmektedir.
Lumina: The Art of Color and Light / Lumina: Renk ve Işık Sanatı
26 Eylül 2026 – 14 Şubat 2027
Lucien Arkas Sanat Merkezi, İzmir
Küratörler: Anna Hiddleston, Centre Pompidou Uluslararası Projeler Küratörü; Noémie Fillon, Centre Pompidou Yardımcı Küratörü
Düzenleyen: Centre Pompidou ve Arkas Sanat
Sergi Sponsoru: İş Sanat
Yorumlar
0Henüz yorum yapılmamış
Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk yorumu siz yapın.






