Yeniköy Kemerköy Enerji’den 24 köyün hafızasına vefa

Yeniköy Kemerköy Enerji, 10’uncu yılında Milas’ın 24 köyünü adım adım dolaştı; kahvelerde çay içti, avlularda oturdu, zeytin dallarının altında hikâyeler dinledi. Ortaya çıkan “Anlatılan, Aktarılan, Yaşayan Hikâyeleriyle Bizim Köylerimiz” kitabı, yalnızca bir kurumsal yayın değil; bir hafıza çalışması, bir sözlü tarih denemesi ve bir vefa kaydı

Tek Referans Tek Referans Yayınlanma: 16 Mar 2026 - 12:00 Güncelleme: 16 Mar 2026 - 20:12

Muğla’nın Milas ilçesi, beş bin yıllık geçmişi, Karia’dan Osmanlı’ya uzanan katmanlı tarihi, zeytinlikleri, halıları ve çok kültürlü yapısıyla Ege’nin en karakteristik havzalarından biri olma özelliği taşıyor. Bölgede faaliyet gösteren Yeniköy Kemerköy Enerji, şirketin 10’uncu yılında bu coğrafyada farklı bir adım attı. Yatırım, üretim ya da teknik kapasite yerine; insan hikâyelerine, sözlü kültüre ve köy hafızasına odaklandı. 24 köy ziyaret edildi. Muhtarlarla, 90 yaşını aşmış köy büyükleriyle, halı dokuyan kadınlarla, zeytin üreticileriyle, emeklilerle uzun sohbetler yapıldı. Bölgenin insan hikâyeleri, kültürel hafızası ve köy yaşamı kayıt altına alındı.

Ortaya çıkan “Anlatılan, Aktarılan, Yaşayan Hikâyeleriyle Bizim Köylerimiz” kitabı, Milas’ın 24 köyünde yapılan ziyaretler, birebir görüşmeler ve saha notlarıyla hazırlandı. Muhtarlarla, köy büyükleriyle, zeytin üreticileriyle, halı dokuyan kadınlarla, emeklilerle yapılan sohbetler; yerel kültürün bugün geldiği noktayı ve geçirdiği dönüşümü gözler önüne seriyor.

Çalışma; Bağdamları’ndan Türkevleri’ne, Karacahisar’dan Çamköy’e uzanan geniş bir coğrafyada yalnızca geçmişi anlatmıyor, aynı zamanda kırsalın bugünkü sosyolojik tablosunu da ortaya koyuyor. Bölgede yaşanan sosyo-ekonomik dönüşüm, Milas’ın zeytincilik geleneği, halıcılığı, Yörük kökenli yerleşimleri, göç hareketleri, unutulmaya yüz tutmuş imece kültürü ve değişen komşuluk ilişkileri kitapta köylülerin kendi sözleriyle yer alıyor. Bu yönüyle Bizim Köylerimiz, bir kurumsal yayın olmanın ötesinde; sözlü tarih niteliği taşıyan bir saha çalışması olarak dikkat çekiyor.

Burak Işık-YK Enerji Genel Müdür Yardımcısı

Burak Işık-YK Enerji Genel Müdür Yardımcısı

ZEYTİN, ÜRETİM VE DEĞİŞEN HAYATLAR

Kitapta öne çıkan ortak temalardan biri, geçim kaynaklarının dönüşümü. 1980’li yıllara kadar tütün, zeytin ve dokumacılıkla ayakta duran birçok köyde bugün birincil gelir kaynağı değişmiş durumda. Genç nüfusun önemli bölümü Milas merkeze, Bodrum’a ya da farklı sektörlere yönelmiş. Köylerde yaş ortalaması yükselmiş; halı tezgâhları büyük ölçüde sessizleşmiş.

Buna karşılık zeytin, hâlâ Milas’ın en güçlü ortak paydası. Asırlık ağaçlar yalnızca ekonomik değil, kültürel bir hafıza unsuru olarak da anlatıların merkezinde yer alıyor.

KİTAP KÜLTÜREL HAFIZAYI KAYIT ALTINA ALIYOR

Bizim Köylerimiz, faaliyet gösterilen coğrafyaya yalnızca ekonomik değil, kültürel bir bağ kurma çabasının ürünü. Kitapta Milas’ın tamamına yayılan bir kültürel panorama sunuluyor. Köy isimlerinin ardındaki hikâyeler, yerel ağızlar, küçük ayrıntılar, gündelik hayatın içinden kesitler… Hepsi bir araya gelerek Milas kırsalının yaşayan belleğini oluşturuyor.

16’ncı yüzyıla uzanan halıcılık geleneği, kök boyalarla yapılan dokumalar, Memecik zeytinyağı üretimi, köy festivalleri, yerel anlatılar ve kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü hikâyeler bir araya getiriliyor. Çalışma, kırsalda yaşanan sosyo-ekonomik değişimi romantize etmeden; köy sakinlerinin kendi ifadeleriyle, olduğu gibi aktarmayı amaçlıyor. Yeniköy Kemerköy Enerji’nin hazırladığı Bizim Köylerimiz, faaliyet gösterilen coğrafyanın yalnızca ekonomik değil, kültürel hafızasına da temas eden bir belge niteliği taşıyor. Milas’ın köyleri bu kitapta tek bir cümlede birleşiyor: “O köy bizim köyümüzdür.”

BİR KÖYÜN HAFIZASI: BAĞDAMLARI’NDA ZAMAN

Milas’a doğru yol alırken asfalt bir süre sonra daralıyor. Zeytin ağaçları sıklaşıyor. Yol kenarında eski taş duvarlar beliriyor. Bağdamları’na girdiğinizde ilk hissedilen şey sessizlik değil; yavaşlık. Zamanın acele etmediği bir yer burası. Köyün geçmişi Karakeçili Yörüklerine dayanıyor. Göçerlikten yerleşikliğe geçiş, hâlâ anlatılarda canlı. “Eskiden çadır vardı,” diyor köyün yaşlılarından biri, “sonra ev yaptık ama göç ruhu hiç gitmedi.”

Bağdamları, 1965’e kadar farklı isimlerle anılmış. Bugünkü adını aldıktan sonra da uzun yıllar kendi içine kapalı, üretimle ayakta duran bir köy olarak kalmış. 1980’lere kadar tütün, zeytin ve dokumacılık temel geçim kaynağıymış. Neredeyse her evde bir tezgâh, her bahçede birkaç zeytin ağacı varmış. Bugün ise tablo farklı. Gençler Milas merkeze, Bodrum’a ya da başka sektörlere yönelmiş. Köyde kalanların yaş ortalaması yükselmiş. Tarım maliyetleri artmış, tütün bitmiş, tezgâhlar büyük ölçüde susmuş. Ama zeytin hâlâ yerinde. “Zeytin bizim sabrımızdır,” diyor bir başka köylü. “Aceleye gelmez, emek ister.”

Bağdamları’nın hafızasında yalnızca üretim değil, bir türkü de var. Köy sakinleri, halk arasında Çökertme ile özdeşleşen “Ormancı” türküsünün aslında burada yaşanan bir olaydan doğduğunu anlatıyor. Resmî kayıtlarda başka bilgiler yer alsa da köyde anlatılan versiyon güçlü bir sahiplenme taşıyor. Kahvede konu açıldığında herkesin anlatacak bir detayı var. 1875 yapımı köy camisi, mezarlık çevresindeki eski taşlar ve köy meydanındaki çınar ağacı geçmişin tanıkları gibi duruyor. Bağdamları’nı tek kelimeyle tarif etmeleri istendiğinde çoğu aynı cevabı veriyor: “Dayanışma.” 

İmece kültürü artık eskisi kadar görünür değil. Ama bir cenazede, bir düğünde ya da zeytin zamanı geldiğinde köy hâlâ bir araya geliyor. Belki eskisi kadar kalabalık değil ama hâlâ birlikte. Bağdamları’nın hikâyesi, bir köyün kayboluşu değil; dönüşümü. Göçerlikten yerleşikliğe, tütünden zeytine, tezgâhtan başka işlere uzanan bir değişim çizgisi. Ama bütün bu değişimin içinde sabit kalan bir şey var: Anlatma isteği. Çünkü burada hafıza sözle yaşıyor. Ve söz kayda geçtikçe, köy biraz daha görünür oluyor.

TÜRKEVLERİ’NDE DEĞİŞEN HAYAT

Denize doğru inen dar bir yol… Ufukta sakin bir kıyı çizgisi. Türkevleri’ne ilk bakışta hissedilen şey açıklık: gökyüzü geniş, rüzgâr serbest, deniz yakın. Ama bu köyün hikâyesi yalnızca manzaradan ibaret değil. Bugünkü adı Türkevleri. Rivayete göre geçmişte “Gavurevleri” olarak anılıyordu. Cumhuriyet döneminde bu isim resmi kayıtlarda uygun bulunmadı ve köyün adı değiştirildi. İsim değişti ama anlatı kaldı. Köy büyükleri eski adı hâlâ hatırlıyor; yeni kuşak ise iki isimli bir geçmişle büyüyor.

1950’lerde Gürceğiz’e bağlı bir mahalleyken köy statüsü kazanan Türkevleri, 2012’de yeniden mahalleye dönüştü. İdari tabelalar değişti, ama gündelik hayatın ritmi deniz ve zeytin etrafında dönmeye devam etti. Bir zamanlar halı tezgâhlarının sesi evlerden taşardı. Siyah-beyaz televizyonlu akşamlar, asker mektupları, sahilde geçen çocukluklar… Köyün hafızasında bu görüntüler hâlâ canlı. Yaşlı bir köy sakini, “Eskiden kapılar kilitlenmezdi,” diyor. “Herkes birbirini tanırdı.”

Zeytin burada da ortak payda. Ama deniz, Türkevleri’ne başka bir karakter katıyor. Balıkçılık küçük ölçekli de olsa hayatın parçası olmuş. Sabah erken saatlerde kıyıya inen birkaç tekne, günün başladığını haber veriyor. Bugün köyün nüfus yapısı değişmiş durumda. Santral çalışanları ve emekliler önemli bir yer tutuyor. Gençlerin bir kısmı Milas merkeze ya da Bodrum’a yönelmiş. Yaz aylarında nüfus artıyor, kışın köy yeniden sakinleşiyor.

İmece kültürü eskisi kadar görünür değil belki. Ama bir düğünde, bir cenazede, bir zeytin hasadında insanlar yine bir araya geliyor. Türkevleri, kalabalığını kaybetmiş olabilir; fakat hafızasını kaybetmemiş. Kıyıya vuran dalgalar gibi, burada da hayat geri çekilip yeniden geliyor. İsimler değişiyor, statüler değişiyor, geçim kaynakları dönüşüyor. Ama anlatılar kalıyor. Ve Türkevleri’nde hikâyeler hâlâ deniz kokuyor.

YORUMLAR

0

Yorum Yap

BU KATEGORİDEN DİĞER HABERLER