Tek Referans Logo

Aramak için en az 3 karakter yazın.

Da Vinci Robotik Cerrahi - Bazekol Sağlık Grubu

Lojistik ekosistemi, Türkiye ekonomisinin üretim gücündeki yerini güçlendiriyor

Tek Referans profil fotoğrafı
YazarTek Referans

UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilgehan Engin: "Orta Doğu’da devam eden savaş ve bölgesel gerilimlerin çevre ülkelere yayılması, Türkiye’nin özellikle güneydeki limanlarında yoğunluğun artmasına neden oluyor. Bölge ülkelerinin lojistik altyapılarında yaşanan hasarlar ve ticaret akışlarındaki değişimler, yük hareketlerinin Türkiye’ye yönelmesini beraberinde getiriyor. Bu gelişmeler Türkiye’nin transit lojistikteki önemini bir kez daha ortaya koyuyor"

UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilgehan Engin
UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Bilgehan Engin

Bilgehan Engin

UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı

Dünya ekonomisinin ve ticaret rotalarının önemli bir dönüşüm geçirdiği bir dönemden geçiyoruz. Süveyş Kanalı’nda bazı denizcilik şirketlerinin seferlerini kademeli olarak yeniden başlatmasına rağmen, Kızıldeniz ve bölgedeki jeopolitik risklerin yarattığı belirsizlikler devam ediyor. Jeopolitik çatışmalar, bölgesel savaşlar ve ticaret koridorlarında yaşanan dönüşümler, lojistiğin küresel ölçekteki rolünü yeniden tanımlıyor. Bugün lojistik, yalnızca malların bir noktadan diğerine taşınmasını sağlayan bir hizmet alanı değil; üretimin sürekliliği, ticaretin etkinliği ve ülkelerin küresel rekabet gücü açısından stratejik bir unsur olarak öne çıkıyor.

Türkiye açısından baktığımızda ise bu dönüşüm, ülkemizin lojistik konumunun ve transit ülke potansiyelinin önemini daha da artırıyor. Hizmet ihracatımızın 117 milyar dolar seviyesine ulaşması ve bunun 40 milyar doların üzerinde bir bölümünün lojistik faaliyetlerden kaynaklanması, sektörümüzün Türkiye ekonomisi açısından taşıdığı stratejik değeri açık biçimde ortaya koyuyor.

JEOPOLİTİK GELİŞMELER TÜRKİYE’NİN LOJİSTİK ÖNEMİNİ ARTIRIYOR

Orta Doğu’da devam eden savaş ve bölgesel gerilimlerin çevre ülkelere yayılması, Türkiye’nin özellikle güneydeki limanlarında yoğunluğun artmasına neden oluyor. Bölge ülkelerinin lojistik altyapılarında yaşanan hasarlar ve ticaret akışlarındaki değişimler, yük hareketlerinin Türkiye’ye yönelmesini beraberinde getiriyor.

Bu gelişmeler Türkiye’nin transit lojistikteki önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde bölgede yeniden yapılanma sürecinin başlamasıyla birlikte lojistik hareketliliğin daha da artacağını düşünüyorum. Burada Türkiye’nin sahip olduğu liman altyapısı, karayolu ve demiryolu bağlantıları, lojistik merkezleri ve gelişmiş lojistik hizmet sağlayıcıları önemli bir avantaj oluşturuyor aynı zamanda Suriye’deki normalleşme ve yeniden yapılanma süreci de Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Suriye’nin yeniden yapılanmasıyla birlikte ortaya çıkabilecek ticaret ve lojistik ihtiyaçlarında Türkiye’nin doğal bir lojistik merkez olma potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum.

Ancak bu avantajı kalıcı bir ekonomik değere dönüştürebilmemiz gerekiyor. Türkiye’nin yalnızca yüklerin geçtiği bir güzergâh değil, yüklerin işlendiği, depolandığı, dağıtıldığı ve katma değer yaratıldığı bir lojistik merkez haline gelmesi büyük önem taşıyor.

ORTA KORİDOR TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR FIRSAT

2025 yılı itibarıyla Orta Koridor’un jeopolitik ve ticari öneminin daha da arttığını görüyoruz. Küresel ticaretin alternatif güzergâhlara yönelmesi, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki konumunu daha stratejik hale getiriyor.

Zengezur Koridoru’na ilişkin gelişmeler de bölgesel lojistik dengeler açısından yakından takip edilmesi gereken başlıklardan biri. Bu tür koridorların yalnızca ulaşım projeleri olarak değil, ticaretin, üretimin ve ekonomik iş birliklerinin yeni bağlantı noktaları olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Burada istikrar, öngörülebilirlik ve çok taraflı koordinasyon kritik önem taşıyor. Koridorların sürdürülebilir şekilde çalışabilmesi için ülkeler arasında gümrük süreçlerinden altyapıya, demiryolu entegrasyonundan dijital sistemlere kadar bütünleşik bir yaklaşım oluşturulması gerekiyor.

LOJİSTİK, TÜRKİYE’NİN ÜRETİM VE İHRACAT GÜCÜNÜN AYRILMAZ PARÇASI

Türkiye’nin üretim ve ihracat performansına baktığımızda lojistiğin ekonomik sistem içerisindeki gerçek ağırlığını daha net görebiliyoruz.

Bir ürünün üretim tesisinden çıkmasından nihai tüketiciye ulaşmasına kadar geçen tüm süreçte lojistik hizmetler kritik bir rol üstleniyor. Hammadde tedariki, üretim süreçlerinin devamlılığı, depolama, dağıtım, ihracat ve nihai teslimat birbirinden bağımsız düşünülemez.

Milyonlarca işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve ürettiği mal ve hizmetleri pazarlara ulaştırabilmesi, güçlü ve dayanıklı bir lojistik ekosistemi zorunlu kılıyor.

2026 yılının ilk yarısında ihracatımızın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 136 milyar 59 milyon dolara ulaşması da bu ekosistemin önemini ortaya koyuyor. Temmuz ayında 54 ilimizde ihracat artışı gerçekleşmesi ise ihracat kapasitesinin yalnızca belirli merkezlerde değil, ülke geneline yayılan güçlü bir üretim ve ihracat ekosistemine dayandığını gösteriyor.

Bu yapının sürdürülebilirliği açısından lojistik altyapının güçlendirilmesi, taşıma modları arasındaki entegrasyonun artırılması ve özellikle demiryolu bağlantılarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor.

DEPOLARDA YENİ DÖNEM: İNSAN VE TEKNOLOJİ BİRLİKTE ÇALIŞACAK

Lojistik sektöründeki dönüşüm yalnızca güzergâhlar ve taşıma modlarıyla sınırlı değil. Teknolojik gelişmeler, lojistik operasyonların merkezinde de önemli bir değişim yaratıyor.

Özellikle depolama operasyonlarında hız, doğruluk ve görünürlük artık rekabetin temel unsurları arasında yer alıyor. Tedarik zincirlerinin daha karmaşık hale geldiği, müşteri beklentilerinin hızla değiştiği ve maliyet baskısının arttığı bir ortamda depoların geleneksel depolama alanları olmaktan çıkarak teknolojinin merkezinde konumlanması gerekiyor.

2026’nın depo anlayışında hedefin yalnızca “insansız depo” oluşturmak olmadığını düşünüyorum. Asıl hedef, insan ve makinenin birbirini tamamladığı daha verimli bir operasyon modeli oluşturmak olmalı.

Robotların tekrarlayan ve fiziksel açıdan yoğun işleri üstlenmesi; çalışanların ise kontrol, analiz, planlama ve karar alma süreçlerine daha fazla odaklanması, hem operasyonel verimliliği hem de çalışma kalitesini artırabilir.

Yapay zekâ da bu dönüşümün önemli bileşenlerinden biri olacak. Özellikle şirketlerin kendi operasyonlarına, müşteri yapılarına ve tedarik zincirlerine özel geliştireceği yapay zekâ çözümlerinin, lojistik şirketlerine önemli bir rekabet avantajı sağlayacağına inanıyorum.

Ancak teknoloji yatırımlarını insan kaynağından bağımsız değerlendiremeyiz. Dijital dönüşüm, çalışanların yeni teknolojileri kullanabilecek bilgi ve yetkinliklerle desteklenmesini de zorunlu kılıyor.

UTİKAD olarak biz de bu dönüşümün yalnızca takipçisi değil, aktif bir paydaşı olmayı önemsiyoruz. 2026 yılında 40. yılımızı kutlarken genç, dinamik ve KOBİ ağırlıklı üye yapımızın sektörümüze kattığı yenilikçi gücün farkındayız.

Bugün lojistiğe yapılan yatırımın yalnızca lojistik sektörüne yapılan bir yatırım olmadığını artık daha net görüyoruz. Lojistiğe yapılan her yatırım; Türkiye’nin üretim kapasitesine, ihracatına, ticaretine ve küresel rekabet gücüne yapılan uzun vadeli bir yatırımdır.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, Türkiye’nin sahip olduğu lojistik potansiyeli daha yüksek katma değere dönüştürmek olmalıdır. Güçlü altyapı, nitelikli insan kaynağı, teknoloji, yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve çok modlu taşımacılık ekseninde şekillenecek yeni lojistik ekosisteminin, Türkiye ekonomisinin geleceğinde çok daha güçlü bir rol üstleneceğine inanıyorum.


Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu haber hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk yorumu siz yapın.